Neobux / Katılın- Kazanın

Fikirlerini Paylaş, Sen de Kazanmaya Başla!

Translate

20110520

Son Trend ...Bana bu maili gonderen arkadasım Mehmet'e tesekkurler..















Harcamayıp biriktirmeye başlayınca, ABD'li üreticilerin etekleri
tutuşmuş!

Şu ara yapılan çoğu tüketici araştırmaları "Bu adamlar ne satın
alırlarsa mutlu olurlar?" la ilgili.

Ortaya çıkmış ki bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan
doğasına yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine
spor salonu üyeliği, araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti,
insanları daha mutlu ediyor!

Bir tecrübe satın almak, kişiye daha yoğun ve uzun süreli bir tatmin
sağlıyor. Üstelik 'Mal edinmenin mutluluk getirmediğini öğrenen
'dünyanın en çok satın alan halkı', kocaman otomobillerini, dört oda
bir salon evlerini, 48 parçalık yemek takımlarını, doğrayan parçalayan
karıştıran onlarca mutfak aletlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş
gardıroplar dolusu giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını
sadeleştiriyor.

Bazı aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve işe
bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları kadar mesut
ettiğini iddia ediyor.

Bu esnada biriktirdikleri parayı yoga derslerine ve tatillere harcıyorlar.

YÜZ EŞYAYLA YAŞAMAYA DAVET!

Bir internet sitesi, tüketicileri sadece ve sadece 100 adet kişisel
eşyayla yaşamaya davet ediyor! Yani kıyafet, kozmetik, ayakkabı,
kitap, kalem, her şey toplam 100 parça edecek.

Sitenin çağrısı büyük ilgi görüyor ve internet kullanıcılarından
hatırı sayılır sayıda bir grup, kişisel eşyalarını hayır derneklerine
bağışlayıp hayatlarındaki kalabalıktan kurtuluyor.

Hikâye, psikologlara göre şu:

İnsanlar, iyi ya da berbat, yaşamlarındaki tüm değişikliklere çabucak
alışıyor ve doğalarında var olan sabit mutluluk seviyesine bir an önce
ulaşmaya çalışıyorlar.

Ebeveynlerinden birini kaybeden bir insanın bir süre sonra eski
mutluluk ve neşesine kavuşması da bu yüzden, yalı alanın birkaç yıl
sonra yalıda oturmayı kanıksayıp eskisi kadar 'mutsuz' olması da!

Yani para mutluluk getirmiyor denemez ama parayla satın alınan mallar
mutluluk getirmiyor! Şan dersleri, seyahatler, piknikler, tiyatro
oyunları filansa başka! Farklı tecrübeler hayatı zenginleştirip
memnuniyeti yükseltiyor!

Los Angeles lı filmci Roko Belic dünyayı dolaşıp *Happy *(*Mutlu*)
isimli bir belgesel üzerinde çalışıyor.

New York Times gazetesinin
haberine göre San Fransisco'nun kalburüstü semtlerinden birindeki
evini bırakıp, hayatını tamamen değiştirip,

Malibu plajında bir karavana taşınmış!

Haftada üç dört gün sörf yapabildiği için şu anda ufacık karavanda çok
daha mutlu bir hayat yaşadığını anlatmış.

AVUCUNUZU AÇMAYI DENEDİNİZ Mİ?

Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır:




Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa
bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan
içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken
sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz.
Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri
sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır.
Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar
geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. Aslında bu maymunu
tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü
tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği
bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan
kurtulan maymun çok nadir görülür.

Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey,
arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur.

Tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz
şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır!

Bu örnekle benzeştirirsek; ben, sahip olduğumuzu düşündüğümüz her
şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmediğimizi düşünüyorum:

Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model
cep telefonlarına sahip olmak,

-Ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 10–20 kat
büyük evlere sahip olmak,

—Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde
unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak,

—Okumadığımız kitaplara sahip olmak,

—Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya
sahip olmak,

—Bize günde 3–5 kez zamanı gosterecek saatlerimiz, başkalarına sürekli
zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak,

vakit bulup
gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak; tabiri caizse
yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlık, bir
dinlence evine sahip olmak,

—Vaktimize, nakdimize, aklımıza, çenemize zarar verse bile bir futbol
takımı taraftarlığına sahip olmak,

—Oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran
televizyonlar; kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha nelere sahip
olmak…

Ya da sahip olduğumuzu sanmak…

__Sadece çevre olsun diye bulunduğumuz ortamlar ve arkadaşlıklar

O maymun gibi; avucumuzda tuttuğumuz sürece (faydalanamasak bile)
sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz?

Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman
gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek
miyiz?

Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz.

Ah bunu bir anlayabilsek...

Doç .Dr. Erol ERÇAĞ.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.